Herkesin rüyasına girebilirim
Herkes beni rüyasında görebilir
Sadece bir kez görünü p kaybolurum
O kadar düşünce vardır ki hangi birine gireceklerini şaşırırlar
Girerler
Çıkarlar
Kimse beni bulamaz.
Bilirim ki 4 kapı daha açsalar sıkılı p uyanacaklar
Onları ısırırım ve uyandırırım, sonra beni hiç göremezler
Rüyasından gidemediğim biri var
Zaman kavramım olsa yüzyılları sayabilirdim
O kadar çok düşünceye girdi ki,
Beni hala bulamadı ve hala uyanmak istemiyor.
Dilsiz olsa bile git derdi, demedi.
Gidemiyorum da buradan, düşüncelerinde yaşamaktan başka çarem yok...
Sondan 3248 önceki düşüncesinde kalbinin bir parçasına;
Sonumdan önce uyan! Bu düş, bu düşünceler çok çok çok çok çok güzel. Buradan hiç gidemeyebilirim. Ama zamanı çok yordun
Ya uyan, ya da beni bul... Bana git demezsen kaç yüz yılın daha beni arayarak geçecek? Oraya gelirsem herşey çözülebilirdi. Bir sevgilin bile olmayacağını işte bu yüzden düşünmedim
yazdım ve çantamdan çıkarttığım pembe zarfa koyup yalnızlığına bıraktım, göremeyeceğini bile bile...
Yine düşünce odalarının sıralandığı, duvarları siyah balık pullarıyla kaplı bir koridordan dünyayı seyrediyorum.
Birden tüm pullar ışıldamayı kesti!
O her mutsuz olduğunda buradaki ışıklar söner ve bulutlar doğar. Bu çok tehlikelidir. Üzerime düşen her yağmur damlası düşüncelerini fazlalaştırır ve beni bulması daha da gecikebilir. Bulutları görür görmez önümde duran düşünce odasına girdim ve kapıyı kilitledim
O da buradaydı!
Bir odanın tavanına yazmıştı bir keresinde korkularını ve o odada kelebekler yoktu. Çoğu odada yok, sanırım onu korkutmayan şeyleri düşünmüyor... Buraya geldiğini pencerenin kenarında küçük korku kelebeklerinin olmayışından anlayabiliyorum. Mektubumu okudu mu diye düşünürken yalnızlığında parlayan pembe ışığa takıldı gözüm. Onun yalnızlığı siyahtır ve her odanın en dibindedir. Ulaşmak bazen çok kolay, bazense zordur. Yapabileceğim tek şey yürümek, adımlarımı o hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Yavaşlatırsa hiç şansım yok
Ama bu... Bu sıradan bir pembe değil!
Melek olmaktan vazgeçtiğim gün kanatlarımı geri alırken tanrı bana hediye etmişti bu pembeyi. Sadece benim görebileceğimi söylemişti. Ve beni hep göreceğini
Tanrı bize yardım ediyor.. Bunu sadece ölümcül aşklara yapacağını duymuştum meleklerden. Ve şu ana kadar hiç yapmadığını
Adımlarım öyle hızlandı ki ne olduğunu anlamadan bu küçücük düşünceyi uçsuz bucaksız gösteren o karanlığın tam ortasındayım. Ayaklarımın ucunda duran zarfı aldım ve hızlıca yırttım...

Mektubunu okuduktan sonra her gece hafızamı kaybettim.
Bu gece ise kapıda - SON ODA - yazıyor...
Can anyone note me with a translation of the artists comments please?
bir kadın var dedim ya, bir süredir hikayelerimi anlatıyorum ona, onun hayatının kaçırdığım kısımlarını dinliyorum... düşlemeye bile korkarken bazen, farkediyorum ki aslında hiç durmadan hayaller kuruyorum... anlattıklarından bazıları bana çok yakın, ama çok uzağıma düşüyor bazıları... hele kimileri var ki içlerinde kafatasımın altındaki et parçasının ısınmasına neden oluyor. işte en çok onları seviyorum, dinlerken en çok onları bekliyorum...
tam da bu hikayeleri dinlerken farkettim ki asıl böyle zamanlarda yaşlanıyorum. yaşlanırken farkettim ki nedenini öğrendikten sonra yaşlanmak çok da üzmüyor beni...
fotoğrafa baktım az önce, sonra yazıyı okudum... yaşlandım biraz.
kalktım su ısıttım. kahvenin dibi gelmiş.
bir kere daha baktım bir kere daha okudum sonra... biraz daha yaşlandım.
remind Pink Floyd...
wow... very cool!